Ekonomi-PiyasalarSon Dakika Gelişmeleri

Halkımızın yüzü neden gülmüyor?

Halkımızın yüzü neden gülmüyor sorusu tezgâh başında, ev defterinde ve gece yarısı kapı kilidinde aynı tedirginliği taşıyor. Mutluluk neden uzağa düştü, yeterlilik nasıl ithalata evrildi, kamu kesesi neden delindi ve güven neden inceldi? Satırlar ilerledikçe meraklı okur nutukların ötesinde bir manzara ile karşılaşacak ve cevapların neden geciktiğini kendi evinde tanıyacak.

Halkımızın yüzü neden gülmüyor sorusu çarşıda, semt pazarında ve ev ekonomisinde aynı anda duyuluyor. Dar gelirlinin çarşı defteri şişerken emeklinin mahzun bakışı ve gece sokağa çıkmaktan çekinen komşunun endişesi tek bir manzarada birleşiyor. Tarımda kendi kendine yeten 7 ülke iddiasından 126 ülkeden ürün almaya evrilen tablo, kamu idarelerinde 10 bin 783 mevzuat ihlali ve savurganlığın halk fedakârlığıyla karşılanması yazının omurgasını kuruyor. Hukuk güvenliği ile polisiye olayların artışı da bu omurgaya eklemleniyor. Yazıda pazar yerindeki asık yüzler ve günlük geçim baskısı, tarımda ve hayvancılıkta kaybolan yeterlilik, kamu harcamaları ile denetim açıklarının görünümü, güven duygusu hukuk ve sokak sükûneti, seçim beklentisi ile inandırıcılık meselesi sırayla ele alınacak. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri İsmet İnönü ile Demokrat Parti (DP) belleklerinden süzülen inanma alışkanlığı da son bölümde mercek altına girecek, şimdi anlatı pazar yerindeki asık yüzlere dönecek.

Pazar yerindeki asık yüzler ve günlük geçim baskısı

Semt pazarında tezgâhlar ilk bakışta dolu görünür ama alıcının elindeki poşet her hafta biraz daha incelir ve bu incelme yüzlere hemen yansır. Satıcı sesini yükseltir, müşteri hesabını üç kez tekrarlar, ikisi de aynı sıkışmayı paylaşır çünkü maliyet de talep de aynı anda bozulmuştur. Gözlerin içi gülmeyen bu kalabalıkta milletin morali her etiket değişiminde biraz daha düşer ve düşüş sohbeti kısaltır. Emekli ayın ikinci haftasından sonra listenin yarısını çizer, kalan yarısını da marka değil fiyat sırasına dizer. Dar gelirli et yerine tavuğu, tavuk yerine makarnayı koyar, makarnanın yanına da en ucuz yağı arar ve yine yetiştiremez. Çocuk isteği ile fatura tarihi çarpışınca evde ses kısılır, televizyon kısılır, misafirlik ertelenir. Bu manzara vaat edilen refah fotoğrafına benzemez, çünkü fotoğraf stüdyoda parlarken hayat tezgâhta solar ve solma her hafta biraz daha görünür olur ve görünür olan yoksulluk utancını evin içinde büyütür.

Sabah otobüsünde, öğlen yemek sırasında ve akşam mutfakta aynı soru döner, çünkü fiyat yalnızca markette değil yolculukta ve ev kirasında da yürür. İnsanlar düşüncelidir çünkü yarının fiyatı bugünden belirsizdir ve belirsizlik plan yapmayı cezaya çevirir. Bu belirsizlik içinde Halkımızın yüzü neden gülmüyor gerçeği sohbetin doğal parçası olur, kimse konuyu açmak zorunda kalmaz. Mahalle bakkalı veresiye defterini kalınlaştırır, kalınlaşan defter hem esnafı hem komşuyu aynı anda sıkıştırır. Komşu komşuya borç isterken utanır, veren de elini cebine atarken kendi ay sonunu hesaplar, utanç iki yana yayılır. Mutlu görünen yüz azaldıkça toplumsal enerji de incelir ve incelme işyerindeki verime kadar iner. Sokakta omuzlar düşmüş, bakışlar yere çevrilmiştir, yerdeki bakış kalabalığı bile yalnızlaştırır ve yalnızlık selamı kısaltır ve kısalan selam mahalle sıcaklığını çok hızla düşürür.

Geçim baskısı yalnızca cüzdanı değil uykuyu da bozar, çünkü gece zihni açık faturaları tekrar tekrar dizer. Anne baba yastığa baş koyunca hangi kalemin ödeneceğini, hangisinin bir hafta ötelenmesi gerektiğini konuşur ve bu konuşma evliliğin yumuşaklığını aşındırır. Evde toplumun neşesi dizi kahkahasından değil, ay sonunu görme umudundan beslenmek zorunda kalır ve umut incelince kahkaha da incelir. O umut her ay biraz daha kısaldığında evin içindeki hava ağırlaşır, ağır hava çocukların sorularını bile keser. Aile büyükleri eski yılların pazar hallerini, tok keseyi ve komşu paylaşımlarını anlatır, gençler o anlatıyı uzak bir hatıra gibi dinler. Anlatı ile tezgâh arasındaki makas açıldıkça gülme isteği de geriler, gerileyen istek toplumsal hafızayı soldurur ve solduran hafıza yeni kuşağı umutsuzluğa alıştırır ve alışan kuşak gülmeyi uzun süre erteleyen ağır bir dil kurar.

Çarşı turu artık keyif değil keşif gezisine döner, keşif ise ucuzlayanı değil vazgeçilebileni arar. Alıcı önce fiyatı görür, sonra ihtiyacı tartar, en sonda vazgeçer ve vazgeçiş sessiz bir yenilgi gibi cebine yerleşir. Vazgeçmenin biriktiği yerde Halkımızın yüzü neden gülmüyor duygusu yerleşik hâle gelir, çünkü biriken feragat karakteri de yorar. Esnaf cirosunun düştüğünü bilir ama sesini yükseltmek istemez, zira aynı caddeyi paylaştığı müşteriyi kırmak istemez. Müşteriyi kaçırma korkusu çoğu zaman şikâyet hakkından ağır basar ve ağır basan korku piyasayı daha da dilsizleştirir. Küçük işletme sahibi de aynı ev ekonomisinin parçasıdır, kirasını, personelini ve kendi sofrasını aynı defterde taşır. Böylece keder tek sınıfa ait olmaktan çıkar ve caddeye yayılır, caddenin yaydığı keder şehrin ritmini yavaşlatır, yavaşlayan ritim ise esnafın sabah enerjisini de düşürür ve düşen enerji vitrin ışığını çok erken saatlerde sönükleştirir.

Tarımda ve hayvancılıkta kaybolan yeterlilik

Bir zamanlar tarımda kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olma iddiası gurur cümlesiydi ve bu cümle kuşakların beline güç katardı. Bugün 126 ülkeden tarım ürünü alınması o cümlenin altını oyar, çünkü yeterlilik ithalat listesine dönüşmüştür. Tezgâhtaki domatesin, soğanın ve etin yolculuğu uzadıkça vatandaşın yüzü de asılır, asılma tabağın soğumasından önce başlar. Üretici maliyet hesabında gübreyi, yemi, ilacı ve nakliyeyi üst üste koyunca tarlayı küçültür ya da ekim nöbetini bozar. Küçülen tarla markette büyüyen etiketi doğurur, büyüyen etiket de üreticiye dönük talebi keser. Hayvancılıkta canlı hayvanın Güney Amerika kıtasından gelmesi meranın sessizleştiğini, damızlık bağının zayıfladığını gösterir. Bu sessizlik doğrudan tabağa yansır ve tabaktaki küçülme ulusal gurur cümlelerini evde geçersiz kılar, geçersiz cümle ise çocuklara anlatılacak güveni azaltır ve azalan güven köyde kalma isteğini çok daha erken keser.

İthalata yaslanan sofra üreticiyi pazardan eder, tüketiciyi de bütçesinden eder, çünkü mesafe fiyatın görünmeyen katmanını şişirir. Mesafe uzadıkça aracılık artar, aracılık arttıkça fiyat katmanlaşır, katmanlaşan fiyat haneyi her ay yeniden sınar. Bu katmanda Halkımızın yüzü neden gülmüyor sorusu tarla sınırından mutfak tezgâhına kadar yürür ve yürüyüş mevsimlik değil süreklidir. Sektörel etki burada netleşir çünkü gıda bağımlılığı hem çiftçinin gelirini hem hanenin sepetini aynı anda zedeler, zedelenen iki uç birbirini zayıflatır. Yerli üretimin daralması istihdamı da incelttiği için köyde kalan genç sayısı azalır, azalan gençlik üretim bilgisiyle birlikte gider. Azalan üretim ertesi yıl yeniden ithalatı çağırır, çağıran ithalat kur riskini de sofraya taşır. Böylece kısır döngü yerleşir ve yeterlilik sözü kâğıtta kalır, kâğıttaki söz ise tezgâhta karşılık bulmaz ve bulamayan söz kamusal güveni daha sessizce aşındırır.

Hayvan varlığının erimesi yalnızca eti pahalılaştırmaz, sütü, yoğurdu, peyniri ve yemi de sarsar, sarsıntı kahvaltı sofrasına kadar iner. Merada eksilen damızlık, tesislerde kapasite düşüşüne yol açar, kapasite düşünce birim maliyet yükselir. Bu düşüşte kamunun mutluluğu diye anlatılan büyük hedefler tabaktaki porsiyonla çelişir ve çelişki güler yüzü siler. Çoban maliyetini karşılayamayınca sürü küçülür, küçülen sürü ertesi yılın etini daha da kıymetli kılar. Kasap vitrini dolar görünür ama etiket halkın elini tutar, tutulan el gramajı aşağı çeker. Tutulan el alışverişi kısar, kısan alışveriş üreticiye geri döner ve dönüş umudu değil kaygıyı büyütür. Döngü böyle kapanır ve bereket cümleleri havada asılı kalır, asılı cümle ise ahırdaki boşluğu doldurmaz, dolmayan ahır ertesi yılın sofrasını da daraltır ve daralan sofra komşu sofrası paylaşımını da keser.

Kamu harcamaları ile denetim açıklarının görünümü

Devlet kapısında itibardan tasarruf olmaz sözü dolaşırken hanede her kalem kırpılır, kırpılan kalem evin onurunu değil zorunluluğunu anlatır. Genelgeler yazılır, masalar süslenir, toplantılar uzar, uzayan toplantı tasarrufun kendisini geciktirir. Bu çelişkide halkın keyfi resmi törenlerin ışıltısından pay almaz, ışıltı evdeki ampule yansımaz. Maliye yönetimindeki Mehmet Şimşek imzalı tasarruf çağrılarına aldırış etmeyen birimler işin çivisini gevşetir, gevşeyen çivi her yıl aynı raporda yeniden görülür. Fedakârlık sürekli vatandaştan beklenince adalet duygusu zedelenir, zedelenen duygu vergiye bakışı da sertleştirir. Zedelenen duygu, vergi ödeyenin yüzünü daha da asar çünkü ödenen payın karşılığı görünmez. Asılan yüz kamuoyunda güveni incelten ikinci bir fatura olur ve bu fatura hiçbir vezneye yatmaz, yatmayan fatura toplumsal öfkeyi sessizce biriktirir ve biriken öfke mahalle içi günlük sohbetini sertleştirir.

Sayıştay tarafından açıklanan 2025 yılı denetim raporu bu gevşekliğin belgesidir ve belge dipnot değil ana metindir. Tüm kamu idarelerinde toplam 10 bin 783 adet mevzuat ihlali tespit edilmiştir, tespit edilen yığın tek tük hata izlenimi bırakmaz. Rakamın büyüklüğü idari disiplinin inceldiğini gösterir, incelme ise tesadüf değil tekrarlanan pratiktir. İhlal çoğaldıkça bütçe açığı da büyür, büyüyen açık sonraki yılın vergi ve borç yükünü şişirir. Büyüyen açık enflasyonist baskıyı besler ve evdeki sepeti ikinci kez vurur, böylece halk hem fiyatı hem israfı öder. Siyasi yorumcular 2026 yılı raporunun daha da hüzün verici olacağı kanısını taşır, kanı alışkanlık değişmezse güçlenir. Kanı doğru çıksa bile asıl mesele sayının kendisi değil, sayıyı doğuran alışkanlıktır ve alışkanlık nutukla bitmez, bitmeyen alışkanlık her yıl yeni ihlal doğurur ve doğan ihlal kamu itibarını çok ağır biçimde zedeler.

Alışkanlık kırılmadan nutuk çoğalır, çoğalan nutuk ise sahadaki boşluğu örtmez. Nutuk çoğaldıkça sahadaki boşluk görünmez sanılır, oysa market fişi her akşam boşluğu hatırlatır. Oysa sahada Halkımızın yüzü neden gülmüyor gerçeği her fatura döneminde yeniden hatırlanır ve hatırlama siyasi sloganı zayıflatır. Kurumlar temsil masrafını, araç filolarını, tören düzenini ve gereksiz kiralama kalemlerini kısmazsa açık kapanmaz. Açık kapanmayınca faiz yükü de büyür, büyüyen faiz üretken harcamayı iter. Büyüyen faiz, yatırımı değil borç döngüsünü besler, döngü ise istihdamı değil faizci hesabı büyütür. Döngü halkın sırtına biner ve gülme payını daha da kısar, kısan pay yüzlerdeki çizgiyi kalınlaştırır, kalın çizgi ise ev içi konuşmaları sertleştirir ve sertleşen konuşma günlük ev yorgunluğunu çoğaltır.

Akılcı çözüm önce kamuda işin çivisini yerine çakmaktır, çivi nutukla değil kayıtla ve yaptırımla çakılır. Harcama kalemleri sadeleşmeli, ihaleler şeffaflaşmalı, israf kalemleri kapanmalı, kapanan kalem de kamuoyuna anlatılmalıdır. Bu sadeleşmede Halkımızın yüzü neden gülmüyor yakınması da kısmen diner çünkü adalet duygusu toparlanır ve toparlanan duygu sabrı uzatır. Alınacak önlem evde de geçerlidir, aile gereksiz taksiti keser, ihtiyaç sırasını yeniden dizer, dizilen sıra evin nefesini açar. Kurum evdeki bu disiplini örnek almazsa vaaz inandırıcılığını yitirir, yiten inandırıcılık her yeni genelgeyi zayıflatır. Yiten inandırıcılık seçim vaatlerini de zayıflatır çünkü vaat artık işitilmez olur. Zayıflayan vaat yüzlerdeki asıklığı kalıcılaştırır ve kalıcılık toplumsal yorgunluğu büyütür, büyüyen yorgunluk ise işyerindeki dikkati de dağıtır ve dağılan dikkat aile içi kazanç umudunu inceltir.

Kamu kesesindeki delik yalnızca muhasebe satırı değildir, delik hizmetin geciktiği her kapıda görünür. Delik, öğretmenin ek dersine, hastanedeki ilaca, yolun çukuruna ve suyun kesilmesine de sirayet eder. Sirayet büyüdükçe milletin tebessümü resmi açılışlardan pay bekleyemez, bekleyemeyiş açılış müziğini evde duyulmaz kılar. Bekleyemeyen yüz, hizmetin gecikmesini kişisel kader sanır, kader sanısı ise hakkı arama enerjisini düşürür. Kader sanısı umudu kısar, umudun kısılması üretimi de yavaşlatır, yavaşlayan üretim gençleri başka hayallere iter. Yavaşlayan üretim vergi tabanını daraltır, daralan taban aynı hizmeti daha az omuzla taşımak zorunda kalır. Daralan taban yine aynı keseyi zorlar ve zorlanan kese yeni ihlallere zemin hazırlar, zemin genişleyince denetim de geç kalır ve geçen zaman kamu maliyetini hızla büyütür.

Güven duygusu hukuk ve sokak sükûneti

Hukuk eleştiri konusu olduğunda adalet duygusu da sarsılır, sarsılan duygu günlük hayatı hukuki metinden daha hızlı etkiler. Sarsılan duyguda can güvenliği endişesi büyür, büyüyen endişe evin dışını düşman gibi gösterir. Endişenin gölgesinde Halkımızın yüzü neden gülmüyor sorusu gece kapı kilidine kadar iner ve kilit her akşam daha erken çevrilir. Hırsızlık, soygun, vurgun, kadına şiddet ve cinayet gibi polisiye olaylardaki artış mahalle sohbetinin ilk cümlesi olur, ilk cümle neşeyi kovar. Birçok kişi bu yüzden gece sokağa çıkmaz, çıkmayış parkı, durağını ve esnafını aynı anda boşaltır. Çıkmayan kalabalık caddeyi boşaltır, boşalan cadde esnafı korkutur, korkan esnaf kepengi erken kapatır. Korku güvenin inceldiğini herkese gösterir ve gösterilen incelme gülmeyi erteletir, ertelenen gülme çocukların sokak oyununu da keser ve kesilen oyun mahalle sesini bir anda çok ciddi biçimde kısar.

Güven incelince tüketim de gündüze sıkışır, gündüze sıkışan hayat şehrin ritmini yarım bırakır. Akşam kapanan kepenk, gece ekonomisini söndürür, sönen ekonomi garsonu, şoförü ve küçük salonları aynı anda vurur. Sönen ekonomide toplumun sevinci düğün salonuna, park gezisine ve çarşı turuna sığamaz, sığamayış kültürel hayatı da kısar. Kadının yolda tedirgin yürümesi ailenin tamamını eve çeker, eve çekiliş mahallenin gözünü körleştirir. Eve çekilen hayat mahalle bağını zayıflatır, zayıf bağ ortak nöbeti ve ortak çözümleri eritir. Zayıf bağ, ortak çözüm üretmeyi zorlaştırır, zorlaşan çözüm şikâyeti çoğaltır ama işi ilerletmez. Zorlaşan çözüm, asık yüzü kalıcı bir maskeye çevirir ve maske bir süre sonra karakter gibi yerleşir ve yerleşen maske günlük samimiyeti belirgin ölçüde azaltır.

Adaletin geç işlemesi mağdurun sabrını tüketir, tükenen sabır kuruma değil hayata küser. Dosya uzadıkça haklı olan da yorulur, yorulan haklılık inancı çatlatır. Yorgunluk, kurallara uyma isteğini değil kurallara güveni azaltır, azalan güven herkesi kendi adasına çeker. Güven azalınca herkes kendi kapısını daha kalın kilitler, kalın kilit ise sokağı değil yalnızlığı güçlendirir. Kalın kilit mahalleyi değil yalnızlığı büyütür, büyüyen yalnızlık yardımlaşma refleksini köreltir. Yalnızlaşan insan pazar yerinde bile içine kapanır, kapanış alışverişi de selamı da kısaltır. İçine kapanan bakış gülmeyi lüks gibi görür ve lüks sanılan gülme günlük haktan çıkar, çıkan hak yerine dert defteri büyür ve büyüyen defter gece uykusunu sık sık böler.

Güveni toparlamanın yolu nutuktan değil görünür sonuçtan geçer, sonuç sokakta hissedilince yüz de açılır. Soruşturma hızlanırsa, ceza adil ve eşit düşerse sokak rahatlar, rahatlayan sokak kadını, emekliyi ve genci aynı anda dışarı taşır. Rahatlayan sokakta esnaf kepenkini bir saat geç indirir, geç inen kepenk mahallenin ışığını uzatır. Geç inen kepenk ciroyu, ciro istihdamı besler, beslenen istihdam evdeki tartışmayı yumuşatır. İstihdam evdeki stresi kısar, kısan stres uykuyu düzeltir. Kısan stres, yüzdeki çizgiyi yumuşatır, yumuşayan çizgi komşuya verilen selamı çoğaltır. Yumuşayan çizgi toplumun nefesini genişletir ve genişleyen nefes gülmeye zemin hazırlar, zemin oluşunca mahalle yeniden birbirini tanır ve tanışan yüzler yeniden dikkatli ortak nöbet kurar.

Seçim beklentisi ile inandırıcılık meselesi

İktidar yüzyıl inşa ediyoruz derken kulaklara ninni gibi gelen cümleler birikir, biriken cümle evdeki defteri kapatmaz. Biriken cümle uykuyu getirmez çünkü evdeki hesap uyanıktır ve uyanık hesap sloganı tartar. Uyanık hesap erken ya da zamanında yapılacak seçimi dört gözle bekler, bekleyiş umuttan çok hesap sorma isteğidir. Beklenti, vaadin tutulmadığı her ay biraz daha keskinleşir, keskinleşme bağırarak değil susarak büyür. Keskinleşen beklenti öfkeye değil yorgun bir umuda döner, yorgun umut yine de kapıyı kapatmaz. Yorgun umut yine de sandığa bakmaktan vazgeçmez, çünkü başka resmi kapı bu kadar geniş açılmaz. Vazgeçmeyiş yüzü güldürmese bile söz hakkı arayışını canlı tutar ve canlı arayış demokratik nefesin son kalesidir, kale ayakta kalınca umut tümden sönmez ve sönmeyen umut sandık umudunu daha uzun süre canlı tutar.

Ne yazık ki vaatlere çabuk inanan bir toplumsal damar 70 yıldan beri varlığını sürdürür ve damar her dönemde yeni sözle beslenir. Hüsamettin Cindoruk 1950 li yıllarda DP gençlik kollarındayken CHP lideri İnönü için asker kaçağı dendiğini ve birçok kişinin buna inandığını anlatmıştı, anlatı saflığın nasıl örgütlenebildiğini gösterir. Adam hem general, hem Batı Cephesi Komutanı, hem savaş kahramanı iken böyle bir nitelemeye inanılması saflığın derinliğini gösterir, derinlik bugünün vaat pazarında da iz bırakır. Saflık her dönemde yeni ambalajla döner, ambalaj değişir ama tartısız kabul değişmez. Ambalaj değişir, inanma hızı değişmez, hız ise sorgulamayı lüks gibi gösterir. Hızlı inanış, tutulmayan söz sonrası hüsrana kapı açar, hüsran da bir sonraki vaadi bekler. Hüsran ise aynı oy davranışını bazen yeniden üretir ve üretim yüzlerdeki hayal kırıklığını kalıcılaştırır ve kalıcı kırılma seçmen güvenini bir kez daha zayıflatır.

Ülkenin içine düştüğü sorunların bir kökü bu kolay inanma alışkanlığındadır, alışkanlık kırılmadan tablo değişmez. Alışkanlık kırılmadan yüzlerin gülmesi kalıcı olmaz, kalıcılık için hem seçmen hem idare aynı anda terlemelidir. Kalıcılık için vatandaş vaadi tartmalı, kurum işini düzeltmeli, üretici tarlada destek görmelidir, destek ise afişte değil hasatta görünmelidir. Destek görünürse ithalat ihtiyacı geriler, gerileyen ithalat kur şokunu sofradan uzaklaştırır. İthalat gerilerse etiket yumuşar, yumuşayan etiket emeklinin listesini uzatır. Yumuşayan etiket evde nefes açar, açılan nefes misafirliği ve komşuluğu geri çağırır. Açılan nefes asık bakışı yavaş yavaş çözer ve çözülen bakış nihayet gülmeye yer açar, açılan yer ise kalıcı refahın ilk işaretidir ve işaret çoğalınca evin içi yavaşça ve usulca yeniden ısınır.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizin devamlılığı için lütfen reklam engelleyicinizi kapatın